Bu konuyu ele alan her öğreti; buranın bir hayal, bir rüya olduğundan söz ediyor.
Bense yıllardır neyi doğru kabul ettiğine, neyi nasıl algıladığına, düşüncelerine, fikirlerine, davranışlarına, bunların arkasında çoğu zaman beyninin düşündüğünün bile farkında olmadığın kadar hızlı işlemden geçirip karar verdiği düşüncelerine özen göster yoksa inançların olur ki inançların da kaderin olurlar ve sen de kaderine kahreden çoğu insan gibi seni neyin alaşağı ettiğini fark etmeden yaşamını tüketivermiş olanlaran olmak istemiyorsan; seni hezimete ( Büyük, ağır yenilgi ) uğratan hayaller, rüyalar, ilizyonlar ( yanılsamalar ), karabasanlar, şanssızlıklar, kötülükler ile bezenmiş ( süslenmiş ) bir gerçekliğe yaşam deyip, bundan başkası sadece masallarda var, onlar sadece boş hayaller demek yerine önce kendine “Ben ne istiyorum?” diye sormakla başla ve bunu her dakika, her saat, her gün, her hafta, her ay, her yıl, her yerde, her fırsatta yap ki hem sinir sistemin, hem düşünce yapın, hem beynin, hem duyguların, hem titreşimin, hem de bunların bir araya gelerek yaratmış oldukları kişisel alanın, ben dediğin varlığın istediklerinin ayrıntılarına uyumlanmış olacaklarından sen, sana hediye olarak sunulmuş evrensel titreşimin her minicik ve her devasa yaratımından kendi özünden gelen isteğince yararlanmaya başlayasın.
İstemediklerine odaklanan beynin, sinir sistemin ve ben dediğin varlığın çevresinde oluşan alan, sana istemediklerini verdikçe, sen de bunları bu dünyanın gerçekliği olarak inanç sisteminde derin derin kazıdıkça yaşam dediğin bu yanılsamayı istemediklerinin içinde boğulmamak için ağzını ve burnunu yüzeyde tutmaya çabalayarak sürdürmekten başka bir oluşumun olabilme olasılığını olmazlar arasında kabul edip, olabilecek cennetvari bir dünya yaşamını ölümünden sonranın beklentilerine borç veriyorsun.
Şimdi! Tam burada bir saniyeyi bile cimrinin tutkusuyla sahiplenerek sor kendine; “Ben ne istiyorum?” ve hemen arkasından istemediklerini sayan ya da istemediklerini olumsuz tümcelere yerleştirip onların olmadığı bir gerçeklik tanımlıyorsan yine aynı noktada olduğunun farkına var ve istediklerini sıralamaya, onları düşünmeye, onları söylemeye, onları imgelemeye ve belki de şu an benim yaptığım gibi yazmaya başla ki şu an senin yaptığın gibi okuduğunda tüm duyularınla önce hayal dediğin olgular içinde yoğrulmaya başlayarak sonunda hayallerinin yarattığı titreşimlerin, evrenin -aklın idrakinin ötesinde olduğu için yalnızca sonsuz denilerek tanımlanan- yaratım gücünün senin titreşimlerine yanıt vermeye başlamasına sebep olarak; yeni, yepyeni bir yanılsama (ilizyon) içinde soluk almaya başladığına inanabilmen için sana tavsiyem küçük hayallerle başla ve sonrasında daima büyüterek devam et ki yanılsamalar gerçekliği olan bu dünya senin cennetin olsun ki bu sayede sevdiklerin, etrafındakiler, karşılaştıkların, hakkında konuşulduğunu duyduğun ya da senin hakkında konuştukların, bildiklerin, bilmediklerin veya daha doğmamış olup bu dünyaya daha sonra gelecek olanlar bile bu cennetin birer parçası olsunlar ve onlar da kendi cennetlerinin yanılsaması ile senin cennetini senin hayallerinin ötesinde doyum ve yaşam hazzı ile doldursunlar.
Evet. Biraz evvel bu satırları okuyarak buraya kadar gelmiş ve şimdi de bunları okuyan sen, evet sen, senden söz ediyorum. Gözlerini bu satırlarda gezdiren senden. Lütfen ne istediğini düşünmeye başla ve yukarıda zihnine, bilinçaltına kazınmış ve senin özünün de doğru olduğunu çok iyi bildiği sözcükler hemen etkin kodlar olmaya başlayarak sana senin istediğin yanılsamanın ayrıntılarını tattırmaya başlasınlar.
Gördüğün gibi inanman ya da daha önce yaşaman bile gerekmiyor. Sadece başla. Hemen şimdi başla. Başla çünkü senin gibi benim de senin ayrıntıların ile zenginleşecek cennetim bir olmaya başlasın çünkü bu evrenin gerçeklerinden biri olduğunu yine bir çok kaynağın söylediği gibi; birlik sonunda bizi bekleyen güzellik değil mi?
Haydi başla. BEN NE İSTİYORUM?

Bu gönderiyi paylaş: