Hafıza, karar verme ve başta korku olmak üzere duygusal tepkilerimizden birincil derecede sorumlu olan amigdala, savaş ya da sıvış (fight or flight) olarak bilinen acil durum tepkilerimizi uyarandır.
– Standford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, endişe, kaygı ve huzursuzluk (genel olarak anksiyete) seviyesinin yüksek olduğu çocukların amigdala hacimlerinin genişlediğini ortaya koyuyor. Hacmi genişleyen amigdala, beynin dikkat, duygusal algı ve duygusal düzenleme ile ilgili diğer kısımlarıyla daha fazla bağlantı kuruyor. Bu durum da o bölümler bir anlamda beynin “korku merkezi” olan amigdalanın baskısı altında kalıyor. (Kaynak)

– Berlin Üniversitesi ile Heidelberg Üniversitesi’nin ortak çalışmasında, majör depresif bozukluk hastalarının birinci dereceden yakınlarının amigdala hacimlerinin normalden daha geniş olduğu görülüyor ve bu da bu bireylerin majör depresif bozukluğa karşı daha fazla risk altında olduklarının ipucunu veriyor. (Kaynak)
– UCL Nöroloji Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre ise kendini daha tutucu/sağcı (conservatives) olarak tanımlayan kişilerin amigdala hacimlerinin yine normalden biraz daha geniş olduğu MRI görüntüleme yöntemi ile ortaya çıkıyor. (Kaynak)
– California Üniversitesi’nde otizmli çocukların katılımıyla yapılan başka bir çalışmanın sonuçları da yine anksiyete/depresyon özellikli davranışların daha geniş amigdala hacmi ile bağlantılı olabileceğini vurguluyor. (Kaynak)
Özellikle anksiyete özellikli davranışların normalden geniş amigdala hacmiyle ilişkilendirildiği pek çok bilimsel çalışma mevcut. Ancak amigdalanın sadece normal hacminden daha geniş olması sorun değil; normale göre daha küçük amigdala da farklı durumlarla ilişkilendiriliyor. Yine pek çok çalışmada obsesif kompülsüf bozukluk, bipolar bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu gibi vakalarla daha küçük amigdala hacmi arasında ilişki kuruluyor.
Aslında en temelinde şu sonuca varıyoruz: Duygusal tepki ve karar verme -yani savaş ya da sıvış- merkezimiz olan amigdalanın hacminin normalin altında olması da üstünde olması da çeşitli duygusal bozukluklara, aşırılıklara işaret ediyor.

Amigdalanın doğal dengeleyicisi: Farkındalık egzersizleri
Pittsburgh Üniversitesi’de yapılan bir araştırma ise amigdalanın hacimsel ve işlevsel dengesini kazanmasına yardımcı olabilecek bir çözüm sunuyor: Farkındalık (mindfulness) egzersizleri. Bu çalışmada 8 haftalık farkındalık eğitimi sonrasında kişilerin beyin MR’ları çekiliyor ve amigdala hacimlerinin farkındalık eğitimi öncesine göre küçüldüğü gözlemleniyor. Amigdalanın hacmi küçülürken, diğer yandan da farkına varma, konsantrasyon, karar verme gibi daha kompleks beyin faaliyetlerinden sorumlu olan pre-frontal korteksin kalınlaştığı görülüyor. Katılımcılar daha az stres ve anksiyete özelliği gösteriyorlar.
Bu alanda yapılan çalışmaların ortak sonucu farkındalık egzersizlerinin negatif düşünceleri düzenlediği ve duygusal tepkiselliği azalttığı yönünde. Anlaşılan o ki, farkındalık egzersizleri tabir yerindeyse amigdalanın sesini biraz kısarken, ön korteksin sesini açıyor ve böylece birey stres, korku ve kaygı gibi duygularının kontrolünü sağlayabiliyor.
Diğer yandan, sınır kişilik bozukluğu ve depresyon gibi rahatsızlıklar aktivasyonu düşük prefrontal korteks ve aktivasyonu yüksek amigdala ile ilişkilendirilirken, farkındalık egzersizlerinin sadece stresle başa çıkma, kaygıyı azaltmada değil, bu tip klinik vakaların tedavisinde de önemli bir destek sağlayacağı ortada.

Esra Başak Narin
Editör: Uzm. Dr. Sedat İrgil
Bu gönderiyi paylaş: