Seven kıskanır derlerdi. Anlamazdım. Sevmekten o kadar korkarmışım ki kıskanmanın ondan daha farklı bir korku türü olduğunu anlamazmışım. Ne zaman kıskançlık canımı çok yaktı o zaman anladım ki sevenin değil korkanın duygusu imiş kıskanmak. Canımı yakanın kendi korkum olduğunu anlamak da oldukça içe bakmak gerektirdi. Yüreğimi sorgulamak. Zihnimdeki düşünceleri fark etmek gerektirdi. Sonra sevenin davranışlarından birinin sakınmak olduğunu fark ettim. Kıskanmak sözcüğünden korkunun “k” sini çıkarıp iki harfin yerini değiştirdiğinde yepyeni, sevgi dolu ve sevgiden kaynaklanan bir erdem olduğunu fark ettim. Sakınmak. Birinin başında korkunun “k” si, diğerinin başında sevginin “s” si. Tesadüf mü? Ne dersiniz? 

Anladım ki seven sakınıyor sevdiğini. Sevdiğinin iyi olmasını istiyor. Nerede olursa olsun. Kiminle olursa olsun. Yeter ki iyi olsun. Sevmenin yürek acısı olduğunu söylerlerdi. Doğru sanırdım. Anladım ki seven yürek genişliyor, büyüyor. Daha çok sevebiliyor. Sevmenin, sahip olmak olduğunu düşünenin canı yanıyor çünkü kaybetmekten korkuyor. Sevginin kaynağını kendi yüreğinde değil sevgilide sanıyor. Sevgili yoksa sevginin de olmadığına inanıyor ve içi kan ağlıyor.  

Sevilmenin kıymetini ancak sevmenin hazzını bilen bilebiliyor. Sevgi ile çarpan yüreğin hassasiyetini ancak yüreği sevgi ile çarpan biliyor. Sevginin olduğu yerde korku barınamıyor. Korku; dar ve karanlıkta var olabiliyor. Korkan küçülüp, daralıyor çünkü korunmak istiyor. Korktukça kararıyor. Seven aydınlanıyor. Sevgi genişletip, aydınlatıyor. Seven büyüyor.  

Bu gönderiyi paylaş: