Şans Kader Kısmet Yokluğunun 5 Nedeni
Şans, Kader, Kısmet Yokluğunun 5 Nedeni
Bu ne yaaa…
Sabah uyanırsın. Daha gözünü yeni açmışsın, bir bardak su içmek istersin. Bardak elinden kayar, dökülür, kırılır. Hemen iç sesin atar yapar: Sakarsın evladım sen.
Yola çıkarsın. Herkes geçer, sen kalırsın. Trafik sanki sana kilitlenir. Işıklar hep kırmızıdır senin için. Arkandaki deli gibi korna basar. İç sesin yine atar: Sende bu şans varken…
İşe varırsın. Bilgisayar donar, sunum kaybolur, müdür suratına bakmaz bile. Arkadaşın sözünü unutur, seni bekletir, sonra “aa unuttum” der. İçinden geçirirsin: Hı hı, tabii ki. Söylemezsin ama için içine dökülür. Sabahki o boğuntu yine gelir, boğazına kadar dolar. Yine mi başladı? demezsin bile. Çünkü hiç bitmemiştir ki.
Bir dur. Bu sadece sakarlık mı? Her şey bu kadar mı basit?
Gecenin bir vakti oturursun düşünmeye. “Üstümde bir şey mi var?” diye sorarsın kendine. Yoksa dışarıdan biri mi yaptı? Birisi mi gözünü değdirdi? Bir büyü mü, bir nazar mı, bir genetik miras mı bu? Babam da böyleydi, dedem de… Sanki sülalenin kara yazısı sana gelmiş yapışmış.
Sonra bir ses daha eklenir içeriden: Kaderin bu senin. Değişmez. Kaçış yok.
Başkalarına bakarsın. Ne güzel işte. Onlar bir şey deniyor, oluyor. Sen deniyorsun, ya olmuyor ya da tam olacakken bir terslik çıkıyor. Hep aynı film. Hep aynı son. Adını koyamazsın: şans mı değil, kader mi, kısmet mi yok. Ama bildiğin bir şey var: Bu sıradan bir şanssızlık değil. Bu, üstüne yapışmış bir yazı. Kimse seni anlamaz. “Biraz daha gayret et” derler. Ne bilsinler, gayretin bunu değiştirmediğini.
İşte tam buradayken konuşuyoruz. Kader sandığın, nazar sandığın, genetik miras sandığın o şeyin tam göbeğinde. Önce onu dürüstçe göreceğiz. Sonra… işte sonrası başka.
Kader sandığın şeyin iç yüzü: 5 mekanizma
Evet, o his gerçek. O boğuntu, o “yine mi”nin bitmeyişi, o her kapının yüzüne kapanması… Bunları inkar etmiyoruz. Ama şimdi şunu soralım:
Bu durum gerçekten üstüne yapışmış bir lanet mi? Yoksa farkında olmadan her gün beslediğin bir döngü mü?
Aşağıda, kader, nazar ya da genetik miras sandığın bu halin 5 somut mekanizmasını göreceksin. Her biri senin içinde, beyninin çalışma şeklinde. Her biri değişebilir.
1. Farkında olmadan sadece kayıpları görüyorsun
Beynin, inandığın şeyin kanıtını arar. “Ben şanssızım” dediğinde, o gün yaşadığın 20 olumlu küçük tesadüfü siler, bir tane aksiliği dev ekrana koyar.
Otobüs tam zamanında geldi mi? Aldırma. Kasadaki memur gülümsedi mi? Boş ver. Ama yağmur başladığında şemsiyen yok muydu? İşte o, “Bak yine!” dedirtir.
Bu, beynin seçici dikkat filtresidir. Lanet değil. Değiştirilebilir bir alışkanlık.
2. Her şeyin kontrolünün dışarıda olduğuna inanıyorsun
“Ne yapsam boş. Kaderim böyle. Kısmetim kapalı.”
Bu cümleleri ne kadar çok tekrarlarsan, beynin o kadar eylemsizleşir. Çünkü beynin öğrenir: Denemek anlamsız, sonuç dışarıda. Oysa küçük bir adım atmak bile odağını içeri kaydırır. Ama önce, sandığın gibi dışarıda olmadığını fark etmen gerek.
3. Denemekten vazgeçtin, fırsatlar da senden vazgeçti
Bir kapı çaldığında “Zaten olmaz” diyorsan, o kapıyı hiç açmamış oluyorsun. Oysa şans dediğin şey, hazırlıklı zihnin karşılaştığı fırsattır. Ama sen artık hazır bile değilsin. Çünkü denemeden kaybetmeyi, deneyip kaybetmeye tercih ediyorsun. Bu da girişimsizlik alışkanlığını pekiştirir.
4. İç konuşman sürekli “yine ben, hep böyle” diyor
Sabah kalktığında “Bugün bir aksilik olacak” diye başlıyorsan, beynin o aksiliği yaratmak için elinden geleni yapar. Felaketleştirici, genelleyici iç konuşma, olduğun yerde saymanın en kesin yoludur.
“Hep böyle.” – Hayır, her zaman böyle değil. Ama sen öyle inanıyorsan, öyle hatırlarsın.
5. “Şanssız” kelimesini kimlik haline getirdin
Artık sadece bir durum değil, “Ben şanssız bir insanım” diyorsun. Bu bir etiket. Sanki ismin gibi. Ve bu etiket, seni koruyor: denemezsen başarısız da olmazsın. Aynı zamanda hapsediyor: çünkü değiştirmeye kalkışmak, kimliğini tehdit ediyor.
İşte en büyük nokta: Şanssızlık bir kimlik değil, bir alışkanlık. Ve her alışkanlık değişir.
Peki şimdi ne olacak?
Şu ana kadar dibi gördün. Kader sandığın, lanet sandığın, genetik miras sandığın o şeyin aslında 5 öğrenilmiş mekanizma olduğunu fark ettin. Bu fark ediş, tünelin öbür ucundaki ışıktır.
Ve şimdi şunu söylüyorum:
Değişmek istemiyor olabilirsin. Hatta “Bu dediklerin başkalarına işler, bana işlemez” diye düşünüyor olabilirsin. Haklısın. Çünkü sen denedin, olmadı. Sen inandın, yine olmadı. Belki de “artık umudumu bile kaybettim” diyorsun içinden.
Tamam. O halde hiçbir şey bekleme. Sadece şu anda, bu satırları okurken, bir şey olmasına bile izin verme. Ama yine de oku. Sadece oku.
Adım 0 – Beklentini sıfırla (evet, sıfır)
Şimdi sana hiçbir mucize, hiçbir anlık dönüşüm, hiçbir “aha oldum” hali vaat etmiyorum. Bunların hepsi yalan. Gerçek şu: değişim, fark etmediğin küçük bir çentikle başlar.
O çentik o kadar küçüktür ki, ilk gün fark etmezsin. İkinci gün de fark etmezsin. Ama bir sabah uyanırsın ve trafik ışıklarında beklerken, arkandaki korna sesiyle irkilmezsin. Çünkü o an aklından geçen “işte yine” değil, “bir dakika, ben bugün daha sakinim” olur. İşte o çentik.
Adım 1 – Küçük bir şeyi fark et (ama gerçekten küçük)
Şimdi şunu yapmanı istemiyorum: “Her gün üç şükür yaz” gibi şeyler söylemeyeceğim. Çünkü onları denedin, işe yaramadı.
Sadece şunu dene: Bugün, önüne çıkan bir insanın gözlerine bak. Bak ve içinden “Merhaba” de. Söylemesen bile. Sadece içinden. Bunu yaptığın an, o an için bir şey değişmeyecek. Ama beynin not alacak: “Bir temas kurdum.” Bu, kuyunun duvarındaki ilk çentik.
İkna etmek için söylüyorum: Sen yıllardır “Bana kimse bakmıyor, kimse görmüyor” diyorsun. Peki ya sen başkasına baktığında? O an, yalnız olmadığını hatırlarsın. Bu bir mucize değil, nöroloji. Beynin ayna nöronları çalışır. Yeter ki bir yöne bak.
Adım 2 – İç sesin “sakarsın” dediğinde, “belki de” de
İç sesin otomatik atar: “Sakarsın evladım sen.” Senin işin o cümleyi değiştirmek değil. Sadece arkasından sessizce “belki de” demek.
“Sakarsın evladım sen… belki de sadece bugün böyle oldu.”
Bu kadar. Cümleyi tamamlama. “Belki de” dediğin an, beynin o kesin yargıya bir parantez açar. Ve o parantez, zamanla büyür. Bu, kuyudaki ikinci çentik.
Adım 3 – Denemek zorunda değilsin, sadece bir kerecik “acaba?” de
“Denemek” kelimesi sana ağır geliyor biliyorum. Çünkü denedin, kaybettin. O halde deneme.
Sadece bir şeye bak ve “acaba?” de. Örneğin: “Acaba eski bir arkadaşıma şöyle bir mesaj atsam ne olur?” Sonra atma. Sadece “acaba?” de. Beynin hipotez kurar. Hipotez kurmak, eylem değildir. Risk yoktur. Ama beynin olasılık hesabı yaparken, küçük bir dopamin salgılar. Bu, kuyudaki üçüncü çentik.
Adım 4 – Bir günlük küçük zafer: “Bugün hiçbir şey yapmadım ama sabah bardak kırmadım”
Akşam yatağa girdiğinde, o gün olan en az kötü şeyi bul. Örneğin: “Sabah bardak elimden düşmedi.” Bunu bir başarı gibi kutlama. Sadece fark et: “Hmm, bugün o olmadı.”
Bu, beynine şu mesajı verir: Her gün aynı şey olmak zorunda değil. İstatistiksel olarak, bazı günler bardak kırılmaz. Beynin bu ihtimali kaydeder. Dördüncü çentik.
Adım 5 – Kimlik etiketini sorgulama, askıya al
“Ben şanssız bir insanım” cümlesini değiştirmek zorunda değilsin. Sadece bir haftalığına, şöyle bir düşün: “Ya şanssızlık benim kimliğim değil de, şu an içinde bulunduğum bir rüzgârsa?”
Rüzgâr diner. Ama onun dineceğine inanmak zorunda değilsin. Sadece “olabilir” de. Bu, beşinci çentik.
Peki bu çentikler ne işe yarar?
Çentikler, kuyunun kaygan duvarında ayağını basacağın pürüzlerdir. Her çentik biraz daha az kaymanı sağlar. Bir gün bakarsın, o çentikler birbirine bağlanmış, bir yol olmuş. O yolun sonunda ışık var. Ama ışığa ulaşmak için “bir gün” değil, “her gün bir çentik” yeter.
Şimdi sana son bir şey söyleyeceğim:
Sen bu satırları okuyorsan, şu an içinde hala bir kıpırtı var. O kıpırtı “ya işe yararsa?” diye fısıldıyor. Duymazdan gelme.
Bugün yapman gereken hiçbir şey yok. Sadece şunu bil: Bardağın düşmesi senin suçun değil. Ama düşen bardağı “yine ben” diye etiketlememek de senin elinde. Bunu yapabilirsin. Çünkü şu an fark ettin. Fark etmek, yapmanın yarısıdır.
Kalan yarısı için zaman var. Ve o zaman, senin zamanın.
Hadi şimdi: Bir sonraki sabah
Sabah uyan. Bardağı al. Tut. İç. Bırak. Bardak düşerse, “Yine mi?” deme. “Hı hı” de. Sonra devam et. Düşmezse, içinden “işte” de.
Ve şunu unutma: Kader sandığın şey, fark etmediğin alışkanlıklardı. Fark ettin. Artık yenisini yazabilirsin.
Bu yazıyı bitirdiğinde, “Bunu yapabilirim” diyorsan, işte o an ilk çentiği attın bile. Tebrikler. Şimdi bardağını al ve yudumla. Hayat devam ediyor. Ve sen de onun içindesin.
Evet, yapabilirsin.
-
Şans nedir, şans kavramına bilimsel açıdan yaklaşılabilir mi? (Chip.com.tr)
-
“Şanssızım” Anlatımının Mazoşist Kişilik Bağlamında İşlevi (Türk Psikiyatri Dergisi)
