1 İnsanın İşini Yapması Neden Yeterli Gelmez?
1 İnsanın İşini Yapması Neden Yeterli Gelmez?
Kimse fark etmeyecek olsa bile, insan yaptığı işe neden özen gösterir?
İnsan yalnızca sonuç üreten bir varlık değildir.
Bir işi tamamlamakla, o işi iyi yapmak arasında hepimizin sezgisel olarak bildiği bir fark vardır. Üstelik bu farkın önemli bir bölümü başkalarının görebileceği yerde ortaya çıkmaz.
Bir öğretmen dersini anlatabilir.
Bir aşçı yemeği hazırlayabilir.
Bir yazar düşüncesini aktarabilir.
Bir danışman görüşmesini gerçekleştirebilir.
Bir eğitmen programını tamamlayabilir.
Hepsi işini yapmıştır.
Fakat bazı insanların yaptığı işte açıklaması kolay olmayan başka bir şey hissederiz.
Özen.
Özen, Zorunlu Olmayanı Yapmaktır
İşin ilginç tarafı burada başlıyor.
Bir işi tamamlamak için gerekenlerle, onu gerçekten iyi yapmak için yaptıklarımız aynı değildir.
Kimsenin fark etmeyeceği bir ayrıntıyı düzeltmek zorunda değilsiniz.
Bir cümle anlaşılır durumdayken onu daha doğru hale getirmek zorunda değilsiniz.
Bir sunum yeterince iyiyken yeniden çalışmak zorunda değilsiniz.
Yıllardır anlattığınız bir konuyu yeniden araştırmak zorunda değilsiniz.
Karşınızdaki insanın kullandığı tek bir sözcüğün neden önemli olabileceğini düşünmek zorunda değilsiniz.
İşte tam da zorunda olmadığımız halde yaptığımız şeyler, yaptığımız işe nasıl baktığımızı gösterir.
İyi İş ile Ustalık Arasındaki Fark
Bir mesleği öğrenirken önce ne yapılacağını öğreniriz.
Sonra nasıl yapılacağını.
Fakat yıllar geçtikçe üçüncü bir soru ortaya çıkar:
“Ben bunu nasıl yapıyorum?”
Ustalığın kişiselleştiği yer burasıdır.
Çünkü deneyim arttıkça yalnızca daha fazla bilgi edinmeyiz. Nelerin gereksiz olduğunu da öğreniriz.
Ne zaman konuşacağımızı öğrendiğimiz kadar ne zaman susacağımızı…
Neyi ekleyeceğimiz kadar neyi çıkaracağımızı…
Bir yöntemi nasıl uygulayacağımız kadar ne zaman uygulamayacağımızı…
öğreniriz.
Bu nedenle ustalık bazen daha fazlasını yapmak değil, gerekeni daha iyi seçmektir.
Benim Mesleğimde Bunun Karşılığı Çok Açık
Hipnoz, NLP ve insan davranışıyla çalışırken teknik bilgi elbette önemlidir.
Bir indüksiyon öğrenilebilir.
Bir telkin kalıbı öğrenilebilir.
Bir NLP tekniğinin basamakları öğrenilebilir.
Bir hipnoz metni hazırlanabilir.
Fakat karşınızda teknik uygulanacak bir nesne yoktur.
Bir insan vardır.
Ve insanlar birbirinin aynı değildir.
Bir kişinin “özgürlük” dediğinde kastettiği şey ile diğerinin özgürlükten anladığı aynı olmayabilir.
Birisi “rahatlamak istiyorum” derken gevşemeyi kastedebilir. Bir başkası düşüncelerinin yavaşlamasını, bir diğeri ise üzerindeki baskının azalmasını anlatıyor olabilir.
Eğer yalnızca tekniği uygularsam işimi yapmış olabilirim.
Ama gerçekten dinlersem başka bir şey başlar.
İnsan, yöntemin önüne geçer.
Bazen Bir Sözcük Bütün Çalışmayı Değiştirir
Yaptığım işte en değerli bilgilerden bazıları insanların özellikle vurguladıkları şeylerden değil, konuşurken doğal olarak seçtikleri sözcüklerden gelir.
Bir insan:
“Sanki önümde görünmeyen bir duvar var.”
dediğinde bunu yalnızca bir deyim olarak duyabilirsiniz.
Ya da merak edebilirsiniz:
Nasıl bir duvar?
Nerede?
Neden yapılmış?
Arkasında ne var?
Duvar olmasaydı ne olurdu?
Bir anda kişinin kendi metaforu, yapılacak çalışmanın kapısını açabilir.
Hazır bir metni uygulamak daha kolaydır.
Fakat karşındaki insanın dilini duymak, başka türden bir dikkat gerektirir.
Benim için özen burada başlar.
Deneyimin Tehlikesi de Vardır
Bir işi uzun yıllar yapmak insanı ustalaştırabilir.
Ama başka bir ihtimal daha vardır:
Alıştırabilir.
Bir şeyi yüzlerce kez yaptığınızda artık nasıl yapılacağını düşünmek zorunda kalmazsınız.
Bu büyük bir avantajdır.
Aynı zamanda tehlikedir.
Çünkü:
“Bunu biliyorum.”
cümlesi bazen öğrenmenin bittiği yer olabilir.
Oysa aynı konuyu yıllardır anlatıyor olsam bile karşımdaki insan o konuyu belki ilk kez duyuyor.
Benim yüzüncü anlatışım, onun ilk karşılaşması olabilir.
O halde benim alışmış olmam, onun merakından bir şey eksiltmemeli.
Belki profesyonel özenin en güzel ölçülerinden biri budur:
Bildiğin şeyi, ilk kez karşılaşan insanın merakına layık biçimde anlatabilmek.
Yapay Zekâ Bu Soruyu Daha da Önemli Hale Getirdi
Bugün bilgi üretmek giderek kolaylaşıyor.
Bir yapay zekâ saniyeler içinde metin yazabilir, sunum hazırlayabilir, fikir üretebilir, görsel oluşturabilir ve bir program taslağı çıkarabilir.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda:
“Bunu yapabiliyor musun?”
sorusunun değeri giderek azalabilir.
Başka bir soru önem kazanacak:
“Yaptığın şeye ne kattın?”
Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir dünyada değer, yalnızca bilgi sahibi olmaktan gelmeyebilir.
Seçmekten, ayırt etmekten, sadeleştirmekten, ilişkilendirmekten ve anlam vermekten gelebilir.
Yapay zekâ yüz seçenek üretebilir.
Ustalık bazen bunların doksan dokuzuna:
“Hayır.”
diyebilmektir.
Kimsenin Görmediği İş
Bir program verdiğimde katılımcılar karşılarında birkaç saatlik veya birkaç günlük bir çalışma görür.
Ama iş yalnızca gördükleri değildir.
Yıllar boyunca okunan kitaplar…
Alınan eğitimler…
Yapılan hatalar…
Değiştirilen yöntemler…
İşe yaramadığı için terk edilen anlatımlar…
Bir cümlenin daha anlaşılır olması için yapılan küçük değişiklikler…
Bunların çoğunu kimse görmez.
Zaten görmesi de gerekmez.
Çünkü özen gösterilmesinin nedeni görülmesi değildir.
İyi yapılan işin görünmeyen kısmı, görünen kısmının kalitesini oluşturur.
Belki de İşimizi Kendimiz İçin de Yaparız
Burada daha kişisel bir yere geliyoruz.
Bir işi yalnızca müşteri, danışan, öğrenci veya okuyucu için yaptığımızı düşünürsek ölçümüz kolayca dışarıya taşınabilir.
Beğendi mi?
Fark etti mi?
Teşekkür etti mi?
Satın aldı mı?
Alkışladı mı?
Bunlar önemlidir.
Fakat yaptığımız işin tek ölçüsü bunlar olduğunda, kimsenin görmeyeceği ayrıntıya neden özen gösterelim?
Başka bir ölçü daha vardır:
“Bu, benim içime sinen iş mi?”
Bu sorunun seyirciye ihtiyacı yoktur.
İşini Yapmak ile İşine Kendinden Bir Şey Katmak
Belki başlangıçtaki sorunun cevabı burada.
İnsana işini yapmak yetmeyebilir çünkü yaptığı iş yalnızca dış dünyada bir sonuç üretmez.
Kendisini de ifade eder.
Nasıl düşündüğünü…
Neye önem verdiğini…
Neyi yeterli bulduğunu…
Nerede taviz verdiğini…
Nerede vermediğini…
gösterir.
Bu nedenle aynı mesleği yapan iki insan aynı işi yapıyor görünebilir ama ortaya koydukları şey aynı olmayabilir.
Aradaki fark bazen bilgi değildir.
Teknik değildir.
Yetenek bile değildir.
Özendir.
Ve özenin en saf hali belki de kimsenin fark etmeyeceğini bildiğimiz yerde ortaya çıkar.
Çünkü orada artık alkış yoktur.
Gösteriş yoktur.
Ödül beklentisi yoktur.
Yalnızca insan ve yaptığı iş vardır.
Bu nedenle kendime sorabileceğim en güçlü mesleki sorulardan biri belki de şudur:
“Kimse fark etmeyecek olsa, yine de bunu böyle yapar mıydım?”
Cevabım evet ise…
orada yalnızca yapılan bir iş değil,
bir meslek anlayışı vardır.
