Zihnin 5 Engeli: Düşüncelerinin Seni Nasıl Yönettiğini Keşfet
Zihnin 5 Engeli – Düşüncenin Gerçek Kaynağına Yolculuk
Şu anda düşündüğünü zannediyorsun. Bu sözcükleri okuyan, onları yargılayan, katılan ya da direnen kafanın içindeki ses. Bunun sen olduğuna inanıyorsun. İç sesin diyor ki: “Tabii ki, bunlar benim düşüncelerim. Başka kimin olabilir?” İç sesin yanılıyor.
Düşünmenin ne olduğunu hiç düşündün mü?
Cevabın EVET ise: Peki hangi sonuca vardın? Emin misin? Düşüncenin ne olduğuna dair bildiğini sandığın şey, gerçekten doğru mu? Belki de düşünmek sandığından çok daha karmaşık. Bugün sinirbilim, düşüncenin tam olarak ne olduğunu henüz açıklayabilmiş değil. Yalnızca beynin nöronları arasındaki elektrokimyasal sinyallerin bilinçli deneyime nasıl dönüştüğü hâlâ bir sır. Zihnin 5 engeli işte bu noktada başlar.
Cevabın HAYIR ise: O zaman iyi ki bu metne denk geldin. Bu yazı ilerledikçe, düşüncenin aslında ne kadar az “senin” kontrolünde olduğunu göreceksin. Zihnin 5 engeli tam da bunu açıklamak içindir.
Şimdi, seninle kendi zihninin fikri arasında bulunan bu beş engeli teker teker inceleyelim. Bilim, felsefe ve evrenin kendisi bu engelleri kesin olarak bildirmiştir. Beşinciye ulaştığımızda, soru “Bu düşünceler kimin?” olmayacak. Soru şu olacak: “Soruyu soran kişi acaba sen miydin?”
Bu soru yeni değil. Yazıdan daha eski. Antik Yunanlar “logos” diye bir sözcüğe sahipti. Akıl, dil ve kozmosun düzeni anlamına geliyordu hepsi birden. Düşünmenin insanların yaptığı bir şey mi, yoksa evrenin sahip olduğu ve insanların sadece ödünç aldığı bir şey mi olduğuna karar veremiyorlardı. Bu kararsızlık, zihnin 5 engeli ile ilgili ilk felsefi ipucudur.
Platon, en yüksek düşüncelerimizin, doğumdan önce yaşadığımız mükemmel bir dünyanın hatıraları olduğuna inanıyordu. Fikirleri icat etmiyorduk, onları hatırlıyorduk. Peki hatırlayan kim? Eğer düşüncelerimiz önceden var olan ideaların hatıralarıysa, o zaman “ben” dediğimiz varlık sadece bir alıcı mı? İşte zihnin 5 engeli burada devreye girer.
Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Düşünce, beynin elektrokimyasal boşalımına verdiğimiz genel isimdir. Fikir ise, bu düşüncelerden bazılarını “ben düşünüyorum, bu benim fikrim” diyerek sahiplendiğimiz özel düşüncelerdir. Her fikir bir düşüncedir, ama her düşünce bir fikir değildir. Çoğu düşünce bir bulut gibi gelip geçer; fakat onlardan bir tanesine “Dur, bu benim!” deriz. O an o düşünce bir fikre dönüşür. O halde “ben” dediğimiz şey, aslında kendine ait olduğunu iddia ettiği düşünceler toplamından ibaret olabilir mi? Zihnin 5 engeli bu soruyu daha da derinleştirir.
Peki ya hatırlama? Platon’a göre hatırlama, ruhun önceden gördüğü ideaları tekrar görmesidir. Ama eğer düşünceler sadece elektrokimyasal tepkimelerse ve bu tepkimelerin enerjisi bedenimizin dışından (güneş, hava, besin) geliyorsa, o zaman “hatırlayan” kim oluyor? Yeni Platoncu filozof Plotinus, hatırlamanın “ruhun kendi kendine dönüşü” olduğunu, aslında hatırlayan bir özne değil, hatırlama eyleminin bizzat “özneyi” yarattığını söyler. Nobel ödüllü Gerald Edelman ise hatırlamayı “şimdiki zamanda geçmiş sinirsel örüntülerin yeniden etkinleşmesi” olarak tanımlar. Ama hangi “ben” bunu deneyimliyor? İşte zihnin 5 engeli soruları bitirmez, derinleştirir.
Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım” dedi. Bu, tarihin en kendinden emin felsefi ifadesiydi. Ama kum üzerine inşa edilmişti. Çünkü ondan sonra sinirbilim, evrimsel biyoloji, sosyal psikoloji ve fizik, her biri kendi balyozuyla “benim düşüncelerim” duvarına vurdu. Her alan aynı rahatsız edici sonuca vardı: Şu anda sahip olduğun düşünce seninle başlamadı. Çok, çok daha önce başladı. Zihnin 5 engeli işte bu gerçeğin adıdır.
Şimdi bu beş engeli tek tek inceleyelim.
-
Engel: Fiziksel Engel (Nöronun Tiranlığı)
1983’te Benjamin Libet, insanların kafalarına elektrotlar bağladı ve onlara canları istediğinde bileklerini oynatmalarını söyledi. Beyin, kişi hareket etme isteğini hissetmeden yarım saniye önce harekete hazırlanıyordu. Daha sonraki çalışmalar, karmaşık kararlarda beynin kararı, kişi bilinçli farkındalığına varmadan 10 saniye öncesine kadar verdiğini gösterdi. Karar verdiğini hissettin, ama vermemiştin. Sadece önceden alınmış bir karar hakkında bir not aldın. Bu fiziksel engel, zihnin 5 engeli arasında en somut olanıdır.
Peki balıklar? Bir balığın beyni sadece beyin sapı ve limbik sistem benzeri ilkel yapılardan oluşur. Bir balık, bir uyarana tepki verirken bu tepkinin “kendi kararı” olduğunu asla düşünmez. Çünkü onun zihninde, senin sahip olduğun o “ben” yanılsamasını yaratacak korteks yoktur. Sen balıktan farklı olduğunu sanıyorsun. Ama beyninin en derin katmanı hâlâ o balıkla aynı yapıyı taşır. Farklı olan sadece üzerine eklenen katmanlardır. Balık, avcıdan kaçarken “Ben kaçmaya karar verdim” diye düşünmez. Oysa sen, aynı ilkel reflekslerin bir ürünü olan bir hareketi yaptığında, “Ben yapmayı seçtim” dersin. Bu, zihnin 5 engeli nin en başında gelen yanılsamadır.
Libet’in deneyi, beynin bilinçten önce harekete geçtiğini kanıtladı. Sonraki görüntüleme çalışmaları, prefrontal korteksteki karar verme merkezlerinin, kişi herhangi bir şey hissetmeden saniyeler önce aktif olduğunu gösterdi. Yani seçim sandığın an, aslında seçimin zaten yapıldığını haber almandır. Bu farkındalık, zihnin 5 engeli içinde belki de en zor kabul edilenidir.
-
Engel: Evrimsel Engel (Üç Beynin Savaşı)
Beynin aslında bir tane beyin değil, üst üste dizilmiş üç beyinden oluşur. Her biri farklı bir jeolojik çağda inşa edilmiştir. En derin katman, beyin sapı, yaklaşık 500 milyon yaşındadır. Nefes almayı, kalp atışını, hayatta kalmanın temellerini yönetir. Balıklar bu beyne sahiptir. Sen onu miras aldın. Orta katman, limbik sistem, duygu, korku, arzu, bağlanmayı yönetir. Yaklaşık 200 ila 300 milyon yaşındadır. Sürüngenler ve ilk memeliler bu beynin bir versiyonuna sahiptir. Sen onu da miras aldın. Dış katman, korteks, en yenisidir. Belki tamamen modern formunda iki ila üç milyon yaşındadır. Dil, mantık, planlama yapan kısım burasıdır. “Sen” dediğin kısım burasıdır.
Bu üç beyin her zaman aynı fikirde değildir ve daha yaşlı olanlar neredeyse her zaman kazanır. Bir örümcek gördüğünde ve ne gördüğünü henüz bilinçli olarak fark etmeden önce kalp atışın hızlanıyorsa, bu sürüngen beynindir. Sana tamamen yanlış olan birine âşık olduğunda ve mantıklı beynin bunu bilip de engelleyemiyorsa, bu memeli beynidir. Bir müzik parçası seni ağlattığında ve nedenini bilmiyorsan, bu senden daha yaşlı bir şeyin konuşmasıdır. Korteksin, mantıklı, dili kullanan “sen”, çok eski bir şirketteki en yeni çalışandır. Raporları yazmayı, olan biteni açıklamayı o üstlenir. Ama daha yaşlı departmanlar bu binayı çok uzun zamandır yönetiyor. Zihnin 5 engeli arasında bu evrimsel engel, en derinde yatanıdır.
Bir grubun önünde utandığında hissettiğin korku, kadimdir. Kabileden kovulan ataların öldü. Grup tarafından reddedilmek, milyonlarca yıl boyunca bir ölüm cezasıydı. Bu yüzden sinir sistemin, sosyal reddedilmeyi bir aslanla aynı şekilde ele alır. Aynı kimyasallar, aynı panik, aynı çaresiz bir şey yapma dürtüsü. Sen bu şekilde hissetmeyi seçmedin. 300 milyon yıllık evrim bunu senin için seçti. Ve bu seçimi, sana tamamen “kendine ait” bir düşünce gibi hissettiren bir kanaatle süsledi. İşte zihnin 5 engeli nin ikincisinin özü budur.
“Ama içgüdülerimin üstesinden gelebilirim,” diyorsun. “Onları mantığımı kullanarak aşabilirim.” Bazen, evet. Ama işin düğüm noktası şu: Mantığın bile evrim tarafından şekillendirilmiştir. Zihninin düşünmek için kullandığı kategoriler (sebep-sonuç, örüntüler, tahminler, sosyal niyet) hayatta kalmak için seçilmiş bilişsel araçlardır, doğruluk için değil. Beynin doğruluk bulma makinesi değildir. Hayatta kalma makinesidir. Doğruluk buluyormuş gibi hissetmekte ise çok iyidir. Zihnin 5 engeli arasında bu en sinsi olanıdır.
-
Engel: Dilsel Engel (Sözcüklerin Hapsi)
Rusçada açık mavi için “goluboy”, koyu mavi için “siniy” diye iki ayrı sözcük vardır. Bir Rus konuşmacı için bunlar, senin için kırmızı ve turuncu kadar farklıdır. Rusça konuşanlar, mavinin tonlarını İngilizce konuşanlardan daha hızlı ve daha doğru ayırt eder. Gözleri farklı olduğu için değil, dilleri onlara bir sınır verdiği için. Amazon’daki Pirahã halkının tam sayılar için sözcükleri yoktur. Kabaca “birkaç” ve “çok” için sözcükleri vardır. Testler gösteriyor ki, sayı sözcüklerine sahip bir çocuğun kolayca yaptığı görevlerde tam miktarları takip etmekte gerçekten zorlanırlar. Sözcük düşünceyi yaratır. Sözcük yoksa düşünce de yoktur, ya da en azından çok daha bulanıktır.
Dil ile düşünürsün ve o dili sen icat etmedin. Düşünmek için kullandığın her sözcük, sana ebeveynlerin, öğretmenlerin, televizyonun, kitapların ve büyüdüğün sokak tarafından, senden yüzyıllar önce var olan bir kültür tarafından verilmiştir. O kültür, hangi şeylerin isimlendirilmeye değer olduğuna, hangi ayrımların önemli olduğuna, hangi kategorilerin gerçek olduğuna çoktan karar vermiştir. Zihnin 5 engeli içinde bu dilsel engel, belki de en kuşatıcı olanıdır.
Zihnin bir mutfak gibidir. Yemek yaptığına inanıyorsun. Ne yapacağına, malzemeleri birleştirip özgün bir şey yaratacağına karar veriyorsun. Ama mutfağı sen inşa etmedin. Geldiğinde orada bulunan aletleri sen seçmedin. Hangi malzemelerin stoklandığına sen karar vermedin. Bir başkası mutfağı inşa etti, stokladı ve sonra sana verip “Pişir” dedi. Filozof Ludwig Wittgenstein açıkça söyledi: “Dilinin sınırları, dünyanın sınırlarıdır.” Hiçbir sözcüğün veya kavramının olmadığı bir düşünceyi düşünemezsin. Dilinin çizmediği bir ayrımı göremezsin. Kültürünün söz dağarcığında kabı olmayan bir inancı tutamazsın.
“Ama bazen kelimelere dökemediğim şeyler hissediyorum,” diyebilirsin. Dilin ötesinde duygular, kelimelerden önce gelen iç görüler… Evet. Ve o iç görülere ne olduğunu fark ettin mi? Hemen onları dile, hikâyelere, kategorilere çevirmeye çalışıyorsun. Sözcüksüz an bir saniye sürer ve sonra dilin mimarisi içeri dalıp onu bir yere dosyalar, bir isim verir, senin zaten bildiğin şeylere uydurur. Dil, düşüncelerinin kullandığı araç değildir. Dil, düşüncelerinin almasına izin verilen şekildir. Zihnin 5 engeli arasında bu üçüncüsü, tüm diğerlerini sarmalayan bir ağ gibidir.
-
Engel: Sosyal Engel (Ayna Nöronlar)
1990’larda İtalyan sinirbilimci Giacomo Rizzolatti maymunlar üzerinde çalışıyordu. Bir makak maymununun motor nöronlarına elektrotlar bağlamıştı. Maymun yiyecek uzanırken ateşlenen nöronlar. Bir öğleden sonra bir araştırmacı laboratuvara girdi ve bir muz aldı. Maymunun nöronları ateşlendi. Maymun hareket ettiği için değil, başka birinin hareket etmesini izlediği için. Ayna nöronları keşfedilmişti. Beyinde, hem bir eylemi gerçekleştirdiğinde hem de başkasının onu yapmasını izlediğinde ateşlenen hücreler.
Birinin ayağını çarptığını ve acıyla irkildiğini izlediğinde, senin acı bölgelerindeki nöronlar ateşlenir. Birinin güldüğünü izlediğinde, beynindeki gülme mekanizması aktive olur. Yakınındaki biri endişeli olduğunda, sinir sistemin bir radyo sinyali gibi onu yakalar, frekansına ayar yapmaya başlar ve bilinçli farkındalığın diğer kişinin stresli olduğunu anlamadan önce bedeninde endişenin kimyasal gerçekliğini üretmeye başlar. Zihnin 5 engeli arasında bu sosyal engel, en görünmez olanıdır.
Sen, düşüncelerin için mühürlü bir kap değilsin. Geçirgen bir zarsın. Bir kalabalıkta hissettiğin duygular – ödünç alınmış. Saygı duyduğun insanlar tarafından yıllarca aynı fikri tekrar tekrar duyduktan sonra içinde büyüyen kanaat – emilmiş. Üç yaşındayken ebeveynlerinin bazı şeylere tepki vermesini izlemekten gelen korku – yüklenmiş. Bir kişilik özelliği olarak taşıdığın iyimserlik veya kötümserlik, büyük olasılıkla ilk evinin duygusal atmosferinden bir grip gibi yakalanmıştır.
Ayna nöronları, içsel hayatının şaşırtıcı derecede diğer insanların içsel hayatlarının bir yansıması olduğu anlamına gelir. Sen düşünmüyorsun, rezonansa giriyorsun. Ve işte zihnin 5 engeli içinde en rahatsız edici olanı: Eğer düşüncelerin kısmen senin için önem taşıyan her insanın, her öğretmenin, ebeveynin, arkadaşının, bir ekrandaki yabancının nöral yankılarından inşa edildiyse, o zaman düşünen “sen” kimsin? Sen, binlerce kez üzerine yazılmış, silinmiş ve tekrar yazılmış bir sayfa gibi bir palimpsestsin.
-
Engel: Kozmik Engel (Bilincin Kaynağı)
Fiziğin bir itirafı var: Bilincin ne olduğunu bilmiyoruz. Fiziksel maddenin, nöronların, kimyasalların, elektriğin neden “sen olma” deneyimini ürettiğini gerçekten bilmiyoruz. Filozof David Chalmers buna “zor problem” der. Bu, zihnin 5 engeli arasında en gizemli olanıdır.
Bazı fizikçiler (panpsişizm) bilincin beyinlerin yarattığı bir şey olmadığını, beyinlerin uyum sağladığı bir şey olduğunu öne sürer. Farkındalığın, tıpkı kütle gibi, tıpkı elektrik yükü gibi evrenin temel bir özelliği olduğunu söylerler. Evren zaten düşünüyordur ve biz, bu düşüncenin uyanıp etrafa baktığı yerleriz. Carl Sagan açıkça söylemişti: “Biz, kozmosun kendini bilme yoluyuz.” Şu anda sahip olduğun düşünce, sana ulaşmak için 13,8 milyar yıl yol kat etti. Yıldız patlamalarından, soğuyan gezegenlerden, yavaş evrimden ve uzun insan kültürü nehrinden geçerek bu ana, buraya, senin adını taşıyarak vardı. Sen onu icat etmedin. Onu aldın.
Peki ya enerji? Düşüncenin temelindeki elektrokimyasal tepkimelerin enerjisi nereden gelir? Nöronun dışındaki iyon gradiyentlerinden. O gradiyent, hücre içinde üretilen ATP ile korunur. ATP ise mitokondrilerde, yediğimiz besinlerin ve soluduğumuz oksijenin yakılmasıyla oluşur. Besinlerin kaynağı güneştir (fotosentez). Güneşin enerjisi ise nükleer füzyondan gelir. Füzyonun başlangıcı ise Büyük Patlama’dır. Yani düşüncenin enerjisi, evrenin başlangıcından beri akan bir nehirdir. Sadece bir an için nöronlarında dolaşır.
Zihnin 5 engeli nin beşincisi, bu kozmik perspektifin kendisidir. Sen ne kadar küçüksün? 200 milyar galaksiden birinde, soluk mavi bir nokta üzerindesin. Evrenin aritmetiğinde bir yuvarlama hatasısın. Ama işte dönüş: Her zihin, benzersiz bir kesişimdir. Senden süzülen dil, hafıza, korku ve sevginin tam karışımı daha önce hiç var olmadı. Evren 13,8 milyar yıldır düşünüyor. Ama şu andaki “sen” şeklindeki bu özel düşünce – yeni. Zihninin yazarı sen değilsin. Ama evrenin bu versiyonundaki düşüncesinin gerçekleştiği tek yer sensin.
Samanyolu güzel olduğunu bilmez. Ama sen bilirsin. İşte zihnin 5 engeli, seni bu bilgiye götürür. Onları aştığında, düşüncenin gerçek kaynağını bulursun: Kaynağın kendisi sensin – ama sandığın gibi değil, çok daha büyük bir anlamda.
Yukarı bakmaya devam et.
