Alma-Verme Dengesi genelde insanların verdikleri ama almayı beceremedikleri hallerde gündeme gelmekle dikkat çeker.
Çoğu insan verdiklerini, her zaman veren taraf olduklarını ve karşılığında hep ellerinin boş kaldığını veya hayal kırıklığına uğradıklarını söyleyerek dertlenirler.
Bu insanların çoğunluğu da sevilmek için vericidirler.
Verdikçe sevileceklerine inanırlar.
Bazıları da vereceklerini ama karşılık alamayacaklarını
bir kez daha ispatlamak için uğraşırlar.
Sonuç olarak büyük çoğunluk vermenin çok kolay,
almanın ise sıkıntılı olduğundan bahsederler.
Aslında, yani işin özünde bu dengenin bozulduğu fikri
sadece insan zihninde vardır.
Yoksa evrensel anlamda bu denge hem çok hassastır,
hem de daimi bir salınım halindedir.
Tanrısal boyuttan bakılacak olursa
kimse zaten kimseye
bir şey vermiyor ya da almıyordur.
Tanrısal akışın oluşumudur olan.
Daha insani boyuttan tinselliği
zihinsel yaklaşımla irdelediğimizde ise
verdiğimiz zaman aldığımızı
ve aldığımızda ise verdiğimizi kavrarız.
Sadece alınan ve verilenin
fiziksel tezahürleri bir diğerinden faklıdır
ve hatta bazı zamanlarda ise
fizikselin karşılığı duygusal,
davranışsal ya da tinsel olabilir.
Uzun sözün özü;
verir iken verişten ne aldığımızı
ve alırken de ne verdiğimizi fark ettiğimizde
bu dengenin zihinsel farkındalığına da ulaşırız.
Sevgilerimle…
Bu gönderiyi paylaş: