4 Yaşanmışlıkta Dil ve Algı: Gerçeklik Nasıl Yeniden Yazılır?

4 Yaşanmışlıkta Dil ve Algı: Gerçeklik Nasıl Yeniden Yazılır?
“Dünyanın dili yoktur.
Dil, insanın dünyaya tuttuğu ışıktır.”– Kim olduğu bilinmeyen bir düşünür
Bu metin, adı kayıtlara geçmemiş bir ülkede,
haritalarda yeri olmayan bir coğrafyada,
hangi çağda yaşadığı bilinmeyen bir insanın
dilini değiştirerek algısını dönüştürmesine tanıklık eder.
Bu bir öğreti değil.
Bir yöntem de değil.
Bu, yaşanmışlıkların kendi kendini anlatmasıdır.
Aynı Sokak, İki Farklı Dünya
Dil ve Algı
Adam her sabah aynı sokaktan yürürdü.
Taşlar aynıydı.
Duvarlar aynıydı.
Hava çoğu zaman griydi.
Ama bir sabah, yürürken içinden geçen kelime değişti.
Daha önce sokağa “dar” diyordu.
O sabah “yakın” dedi.
Sokak dar olmaktan çıkmadı.
Ama adam sıkışmadı.
Daha önce “geçmem gereken bir yer” dediği yere,
o gün “içinden geçilen bir yer” dedi.
Bu küçük kelime farkı,
omuzlarının pozisyonunu değiştirdi.
Nefesi uzadı.
Adımları yavaşladı.
Sonra şunu fark etti:
Sokak değil, sözcükler dardı.
Bu ilk farkındalık,
ileride yaşayacağı üç deneyimin kapısını açtı.
Aynı Ses, Farklı Anlam
Dil ve Algı
Aylar sonra, bir akşam,
pencerenin altından geçen sesler vardı.
Daha önce bu seslere “gürültü” derdi.
O akşam “yaşam” dedi.
Sesler aynıydı.
Ama içindeki tepki değişti.
Gürültü dediğinde beden geriliyordu.
Yaşam dediğinde kulaklar açıldı.
İlk kez şunu fark etti:
Duyduğu şey ses değil, yorumuydu.
Burada ilk iç içe geçme başladı.
Çünkü o an,
ilk olaydaki sokağı hatırladı.
Dar sokak – yakın sokak.
Gürültü – yaşam.
İki olay birbirine bağlandı.
Dil, algının kapı bekçisiydi.
Aynı His, İki Kimlik
Dil ve Algı
Bir gün göğsünde bir sıkışma hissetti.
Eskiden buna “kaygı” derdi.
O gün durdu ve bekledi.
Kaygı kelimesini ağzında çevirdi.
Sonra bıraktı.
Onun yerine “bedensel uyanıklık” dedi (fizyolojik aktivasyon).
His değişmedi.
Ama hikâye değişti.
Kaygı olduğunda kaçıyordu.
Uyanıklık olduğunda gözlemledi.
Bu noktada ikinci olay, üçüncüye bağlandı.
Ses – his – kelime.
Adam şunu fark etti:
Hisler hamdı.
Anlam pişmişti.
Ve pişiren şey dildi.
Aynı İnsan, Farklı Gerçek
Dil ve Algı
Son olay bir ilişkide yaşandı.
Karşısındaki insan suskundu.
Eskiden bu suskunluğu “mesafe” olarak adlandırırdı.
O gün “alan” dedi.
Mesafe dediğinde yalnız hissediyordu.
Alan dediğinde rahatladı.
Karşısındaki değişmedi.
Ama içindeki hikâye değişti.
Ve burada tüm olaylar birbirine dolandı.
Sokak – ses – his – insan.
Dört farklı deneyim,
tek bir kelime ekseninde birleşti.
Dört Olayın İç İçe Geçişi
(Dil ve Algı – Derin Yapı)
Adam artık farkındaydı:
-
Sokak dar değil, kelime dardı
-
Ses gürültü değil, anlamdı
-
His kaygı değil, yorumdu
-
İnsan mesafeli değil, algıydı
Her olay, bir öncekini yeniden tanımladı.
Bu yüzden dünya değişmedi.
Ama gerçeklik değişti.
Gerçeklik, algının hikâyesiydi.
Dil ve Algı Neden Bu Kadar Güçlü?
Çünkü beyin dünyayı doğrudan almaz. (algısal filtreleme)
Duyum gelir.
Sonra yorum.
Sonra anlam.
Sonra gerçek.
Kelime, bu zincirin tam ortasında durur.
Aynı kelime, farklı bağlamda:
-
Yük olur
-
Araç olur
-
Engel olur
-
Kapı olur
Aynı Sözcüğün Farklı Hayatları
“Yük”
– Sorumluluk olabilir
– Anlam olabilir
“Boşluk”
– Yalnızlık olabilir
– Alan olabilir
“Yoğunluk”
– Baskı olabilir
– Derinlik olabilir
Sözcük değişmez.
Yaşantı değişir.
Böyle Bir Ülke Var mıydı?
Bu hikâyenin geçtiği ülkenin adı yoktu.
Ama sen orada yaşadın.
Zamanı bilinmiyordu.
Ama şimdi oldu.
Düşünürün adı yazılmadı.
Ama cümleleri tanıdık.
Çünkü bu ülke,
dilin gerçeklik olduğu yerdi.
Dil ve Algı Değişirse Ne Olur?
Dünya aynı kalır.
Ama dünya hissi değişir.
Bu küçük fark,
hayat ile katlanmak arasındaki farktır.
Ve belki de insanın özgürlüğü,
kelimelerini geri almasıyla başlar.
Sonuç Bölümü – Dil ve Algı
Dil ve algı birbirinden ayrı değildir.
Biri değiştiğinde diğeri mecburen uyum sağlar.
Bu bir teknik değil.
Bir farkındalık biçimidir.
Ve bu farkındalık,
en sessiz ama en kalıcı dönüşümleri yaratır.
Var olanı olduğu gibi görebilmek mümkün müdür? Sadece bakıp gördüğünü göründüğü haliyle algılamak. Tanılamak, anlamlandırmak veya yorumlamak ve hatta yargılamaksızın yaşamın içinde var olmak mümkünse nasıl olabilir? Nasıl birer insan oluruz? Olanı olduğu gibi görmek ve olana olduğu gibi yaklaşmak ne kadar bizi hayatın içinde mutlu ederdi?
